Archive for Ağustos, 2009

Göğüs Kanserine Tedavi Umudu

Bilim dünyasından göğüs kanseri hastalarını sevindirecek yeni bir buluş haberi geldi. Kanadalı bilim adamlarınca geliştirilen yöntemin, göğüs kanseri hastalığını yüzde 80 oranında kesin tedavi ettiği ifade ediliyor…

Dr. Marc Wrana’nın The Journal Nature Biotechnology’nin son sayısında yayımlanan bilimsel makalesine göre, DyNeMo (Dynamıc Network Modularity) adı verilen ve Kanada’nın Toronto Mount Sinai Hastanesi bünyesindeki Samuel Lunenfeld Araştırma Entitüsü bilim adamlarından Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen yöntem, göğüs kanserinde kanserli hücrelerin vücutta dağılacakları bölgelerin önceden belirlenmesine yarıyor.

Yeni teknolojiyle her hastanın kanserli tümörlerinin yapısı ve dağılma yönleri belirlenerek, bu hücrelerin durdurulması sağlanabilecek. Makalesinde, yeni yöntemle bugüne kadar göğüs kanseri 350 kadın hastanın tümör takibinin yapıldığını belirten Dr. Marc Wrana, “Her tümörün ayrı bir protein ağı organizasyonuna sahip olduğunu belirledik. Böylece, tedavinin seyri içinde hangi ağ üzerinde ne tür bir müdahale yapabileceğimize şimdi daha kolay ve çabuk karar verebileceğiz. Bu da, hastalığın yüzde 80 oranında kesin tedavisi anlamına geliyor” diye yazdı.

DyNeMo yönteminin dünyanın değişik yerlerindeki kanser araştırmaları merkezleriyle ortak bir ağ üzerinde kullanılabileceğini belirten Wrana, “böylelikle, daha çok çeşitli vakaya ilişkin deneyimlerini hastalığın ortadan kaldırılması amacıyla kullanabileceklerini” kaydetti.

Tags: ,

Domuz Gribi Nasıl Bulaşıyor?

Domuz gribi çoğunlukla solunum yolu ile insanlara bulaşıyor…

Hasta insanların genelinde öksürük ve aksırığıyla havaya bir çok damlacık saçıldığını, ve konuşurken 250-300, öksürürken 4 bin kadar damlacığın havaya karışıp virüsü taşıyan kişinin öksürüp hapşırması durumunda, 4 metreye kadar hiç temas etmeseniz dahi size bulaşması mümkün oluyor. Havaya saçılan partiküller havada uzunca bir süre etkl bir biçimde kalabiliyor ve bunların solunmasıyla solunum yoluyla ciğerlerden nüfus ederek kişiye geçiyor.

Bunun dışında ise öksürük ve hapşırık sırasında mikrobun göz mukozasına yerleşme yaparak hastalığın bulaşır. Yine eller ile, yakın temas çok önemlidir. Bu nedenle hasta insanların mutlaka izole edilip, toplu bulunulan yerlerden uzak durmaya dikkat etmesi, ve maske takması gereklidir. Ayrıca sık sık ellerin yıkanması yapılacak başlıda temizlik görevlerindendir.

Okullar, sinemalar, Cafeler, ulaşım araçları, Eğitim yerleri gibi topluca bulunulan yerlerde risk dahada fazladır. Bütün vatandaşların sık sık el ve yüz yıkamayı bu dönemde dahada fazla önemsemelidir. Öpüşmeye, tokalaşmaya biraz ara vermeli ve bu türden bulaşabilecek hastalıkları düşünmeliyiz. Hastalık bulaştırma bilinciyle, hastaların, öksüren kişilerin, hapşuran kişilerin maske takması, öksürüp aksırırken mendil kullanmanın alışkanlık haline getirimesi ve sık sık ellerin yıkanması lazım…

Tags: , , , , , ,

Hamile Kadınların Dikkat Etmesi Gerekenler

Özel bir sakınca yoksa gebelik normal yaşantınızı etkilemez.Normal yaşantınızı sürdürün.
Düzenli olarak gebelik kontrollerinizi yaptırın.
Doktora danışmadan ilaç kullanmayın.
İlk üç ay içinde röntgen çektirmeyin,röntgen çekilen alanlarda durmayın.
Ateşli ve döküntülü hastalardan uzak durun.
Kan grubunuzu mutlaka öğrenin.
Tetanoz aşınızı yaptırın.
Meme bakımınıza gebelikte başlayın.
Alkol ve sigara içmeyin.
Beslenmenize dikkat edin.
Diş bakımına önem verin.
Geceleri en az sekiz saat uyuyun.
Rahat,geniş ve doğal giysiler kullanın.
Sık sık banyo yapın.
Cinsel organ temizliğine dikkat edin.
Uzun yolculuklardan kaçının.
Çok ağır iş yapmayın.
Yürüyüş ve hareket yapın.
Doğumunuzu bir sağlık kuruluşunda yapın.

Tags: , , , , , , ,

Meme kanseri rehberi

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmeleri sonucu meme kanseri oluşmaktadır.

Meme kanseri risk faktörleri nedir?

- Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması
- Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genleri taşımak
- Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması
- Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması
- Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması
- Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması
- Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması
- Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapılması
- İlerlemiş yaş. Meme kanseri en sık 50-65 yaşları arasında görülüyor
- Aşırı yağlı gıdalarla beslenme
- Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması
- Yumurtalık ya da rahim kanseri hikayesi olması
- Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalmak

Meme kanseri riski azaltılabilir mi?

- Şişmanlığın azaltılması,
- Alkol alınıyorsa bırakılması.
- Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş),
- Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.

Meme kanseri önlenebilir mi?

Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir.

Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollerinin uygulamasıdır.

Meme kanseri nasıl erken tespit edilebilir?

Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta yaş gelmektedir. Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen, ilerleyen yaş gruplarında bu risk artmaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaş gruplarında erken teşhis için alınması gereken önlemler, daha erken yaş gruplarına göre farklılık göstermektedir.

Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime başvurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler.

Kırk yaşına gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya iki yıl ara ile mamografiyi çektirmeleri gereklidir. Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz meme filmini her yıl çektirmelidir.

Kendi kendine meme muayenesi ne zaman yapılmalıdır?

Kendi kendine meme muayenesi ideal olarak adet döngüsünün 5.-7. günleri arasında, ayda bir kez yapılmalıdır.

Menopoz döneminde olan ve adet görmeyen kadınlar ise her ayın kendi belirledikleri bir gününde bu muayeneyi yapabilirler. Menopoz döneminde kullandıkları hormon ilaçları nedeniyle düzenli olarak adet görmeye devam eden kadınlar da yine bu muayeneyi adet döngüsünün 5.-7. günleri arasında yapmalıdırlar.

Memede bir kitle tespit edildiğinde ne yapılmalı?

Memede bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

1. Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı
2. Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması
3. Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi
4. Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması
5. Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı
6. Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı

Mamografi nedir?

Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Memede, muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir. Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü bu sayede, hastalık muayene ile tespit edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl uzman bir hekime meme muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her yıl mamografi çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır.

Mamografi ne zaman çektirilir?

Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi çekilmesi, ö6zellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet bitimini takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu zamandır. Ayrıca adet bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle memelerin şişliği en alt düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı herhangi özel bir durum olmadıkça, mamografi çekiminin, âdetin bitimini takip eden haftada yapılması önerilmektedir.

Meme kanseri nasıl tedavi edilir?

Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler olmuştur. Birçok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar, önemli ölçüde, hastalığın saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır.

Tags: , ,

Cumartesi, Ağustos 1st, 2009 Ağız ve Diş Sağlığı 7 Yorum

Çocukta gözlük kullanımının önemi

Hayattaki en değerli varlıklarımız çocuklarımızdır. Onların sağlıklı bir hayat sürdürmeleri için ailelerin yapamayacağı şey yoktur. Fakat bazen ihmalden, bazen bilgi eksikliğinden dolayı sonradan telafi edilemeyecek sorunlarla karşılaşılabilir. Bu sebeple hiç sorun olmasa bile çocuklar ilk doğduklarında, 6 aylıkken ve okula başlamadan önce bir göz doktoru tarafından muayene edilmelidirler.

En ufak şüphede ise hangi yaşta olursa olsun hemen göz doktoruna başvurulmalıdır. Çünkü çocuklarda, önemsiz sanılan veya çevrenin etkisinde kalarak büyüdüğünde düzeleceği düşünülerek ihmal edilen bazı göz hastalıkları olabilir. Bunu komşular veya başka branş doktorları tespit edemez. Bunun tanısını koyacak kişi göz doktorudur.

Bebeklerde görülebilen hastalıklar katarakt, kanjonktivit, kornea hastalıkları, glokom, göz tümörleri, prematüre retinopatisi ve gözyaşı kanal tıkanıklıklarıdır.

En sık rastlanan çocukluk çağı göz hastalıkları görme kusurları, şaşılık ve göz tembelliğidir. Bu hastalıklar özellikle erken teşhis edildiğinde başarı ile tedavi edilebilir.

Tags: , , ,

Yüksek meme kanseri riski taşımak

Kadınların kâbusu olan ve hayatlarını karartan meme kanserinin görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Bazı kadınların diğer kadınlara göre daha fazla risk taşıdığını belirten uzmanlar, kimlerin daha fazla risk altında olduğunu anlattı.

Memorial Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç.Dr. Gürsel Soybir, yüksek meme kanseri riski doğurabilecek durumları şu şekilde sıraladı:

- Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması.

- Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genlerin taşınması.

- Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması.

- Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması.

- Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması.

- Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması.

- Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması.

- Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapılması.

- İlerlemiş yaş. Meme kanseri en sık 50-65 yaşları arasında görülüyor.

- Aşırı yağlı gıdalarla beslenme.

- Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması.

- Yumurtalık ya da rahim kanseri hikayesi olması.

- Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalınması.

http://blogyorum.com/wp-content/uploads/2008/12/meme-kanseri.jpg

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

1. Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitle varlığı.

2. Memenin genel olarak boyutunda veya şeklinde oluşan değişik olması.

3. Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler şeklinde değişikliklerin meydana gelmesi.

4. Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması.

5. Meme başından gelen kanlı veya kansız akıntı.

6. Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişliklerin varlığı.

Doç. Dr. Gürsel Soybir, meme kanseri riskinizi test etmeniz için küçük bir test hazırladı.

Meme kanser riskiniz nedir?

1. İlk âdetinizi görme yaşınız kaçtır?
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce

2. Menopoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra

3. İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz

4. Uzun süre doğum kontrol hapı kullandınız mı?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz

5. Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır?
A) Yok
C) Var

6. 1 tane yakın akrabanızda (anne, kız kardeş, çocuk) akrabanızda meme kanseri var mı?
A) Yok
D) Var

7. Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

8. Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

Puanlama:
A :0 puan, B : 1 puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 puan

Değerlendirme:

0 puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.

1-4 puan: Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.

5-9 puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.

10-19 puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

20-59 puan: Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

Meme kanseri gelişme riski nasıl azaltılır?

1. Her ay memelerinizi kendiniz muayene ediniz.

2. Varsa risk faktörlerinizi belirleyiniz. Eğer bir risk faktörünüz varsa hangi periyotla nasıl takip edileceğinizi öğreniniz.

3. Yılda bir kere meme hastalıkları ile uğraşan bir cerraha muayene olunuz.

4. 40 yaşından sonra 2 yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl düzenli mamografi çektiriniz.

5. Olabildiğince ideal kilonuzu korumaya çalışınız. Lifli gıdalar, bol sebze ve meyveye ağırlık veriniz.

6. Düzenli spor yapınız.

7. Sigara içmeyiniz, aşırı alkollü içkiden kaçınınız.

Tags: ,

İdrar yolu enfeksiyonları böbrek yetmezliğine gidebiliyor

Çocukların yüzde 1-2’sinde görülen idrar yolu enfeksiyonu ciddiye alınması gereken en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Erken tanı ve tedavi yapılamazsa, böbrek yetmezliğiyle bile sonuçlanabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ferruh şimşek çocukluk çağındaki idrar yolu enfeksiyonlarının çok iyi araştırılması konusunda aileleri uyarıyor.

İdrar yolu enfeksiyonları çocukların sağlığı açısından en fazla dikkat edilmesi gereken sorunların başında geliyor. Özellikle yüksek ateş söz konusu olduğunda idrar yolu enfeksiyonlarının da muhakkak akla getirilmesi ve bu yönde de inceleme yapılması gerekiyor. Ateşin yanı sıra, ateş, üşüme, bulantı, kusma, karın, sırt ağrısı, huzursuzluk gibi belirtiler de idrar yolu enfeksiyonlarında sıklıkla gözleniyor.

Kalıcı hasara yol açıyor
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ferruh Şimşek, idrar yolu enfeksiyonlarının çocuğun üriner sisteminde yaşamı tehdit edici ve kalıcı hasara neden olabileceğini belirtiyor. Bu tip enfeksiyonlarda çocuğun mümkün olduğu kadar çabuk tedavi edilmesinin gerekliliğinin altını çizen Prof. Dr. Ferruh Şimşek, şöyle devam ediyor: “Çocuk ürolojisi bugün üroloji biliminin en önemli ana dallarından biridir. Tüm çocukların böbrek, idrar yolları, genital organlarının gelişimi, anormallikleri ve bu sistemleri tutan her türlü hastalıklar çocuk ürolojisinin kapsamına girer. Çocuk üroloğu çocuğu daha anne karnındayken izlemeye başlar ve ergenlik yaşının sonuna kadar ortaya çıkan her türlü sorunla ilgilenir. Çocuklardaki üriner sistem enfeksiyonlarını erişkinlerden ayrı bir problem olarak değerlendirmek gerekir. Çocukta enfeksiyon tek başına bir hastalık olarak kabul edilmez. Mutlaka buna yol açan, altta yatan bir neden araştırılmalıdır. Çoğu kez üriner sistem yani böbrekler ve idrar yollarında var olan bir anormallik veya bir rahatsızlığın sonucu enfeksiyon olur. O halde sadece ilaç vererek enfeksiyonu ortadan kaldırmak yetmez. Eğer altta yatan neden araştırılıp tedavi edilmezse enfeksiyon tekrarlayacaktır.”

Enfeksiyon tipleri
Çocuklardaki üriner enfeksiyonlar; sistit dediğimiz idrar kesesi iltihaplanmaları veya pyelonefrit dediğimiz böbreğe ulaşan enfeksiyonlar şeklinde olabiliyor. Gereğince tedavi edilmezse ileride böbreklerde hasara yol açan sorunlar gündeme gelebiliyor. Prof. Dr. Ferruh Şimşek çocuklarda görülen tıbbi adı vezikoüreteral reflü olan idrarın geri kaçış sorununun da çocukluk çağında ciddi sorunlara neden olduğunu belirterek şunları söylüyor:

“İdrar bir kez böbreklerden mesaneye girdi mi artık bir daha idrar borularına ve böbreklere geri kaçmaz. Bunu sağlayan mekanizma idrar borularının mesaneye giriş yerlerindeki yapılarının taşıdığı özelliklerdir. Aynı su depolarındaki check valflar gibi. Ancak çocukların bazılarında doğuştan bu yapılarda anormallikler olur ve idrar geri kaçak yapar. Bunun en önemli bulgusu da tekrarlayan idrar yolları iltihaplanmalarıdır. Bu enfeksiyonlar böbreğe ulaştığında yüksek ateşle seyreder ve böbreklerde hasarlara yol açabilir.

Tekrarlayan enfeksiyonları olan çocukların yüzde 30-50’sinde, bu kaçak, çeşitli derecelerde saptanabilir. Eğer kaçak araştırılıp giderilmezse sorun ortadan kalkmaz ve çocuk bir risk altında büyür. Bugün ülkemizde böbrek nakli ve kronik dializ gerektiren hastalıkların başında, zamanında tespit edilip tedavisi sağlanmamış böbrek enfeksiyonlarına bağlı olarak oluşmuş böbrek hasarları gelmektedir. Batılı ülkelerde zamanında tedaviler ve taramalar yapıldığı için bu tablolar sıralamada ilk yerleri tutmazlar. Çocukken sorunu saptayıp gidermek daha kolay ve tabii ki, dializ ve böbrek nakline göre çok daha ucuzdur.”

İdrar kaçırmaları
Hem çocuğu hem de aileyi olumsuz etkileyen sağlık sorunlarından birini de idrar kaçırmaları oluşturuyor. Bazen yalnızca gece işemeleri şeklinde görülen idrar kaçırmalarında genellikle üriner sistem anormalliği görülmüyor.

Ama çocuk gündüzleri de idrar kaçırıyorsa, özellikle mesanenin çalışması açısından bir anormalliğin akla getirilmesi gerekiyor. Bu çocukların sık tuvalete gittiklerini, aniden sıkıştıklarını, tuvalete yetişene kadar damla damla ıslattıklarını belirten Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aile genellikle bu durumu oyuna dalma veya tembellik etme gibi yorumlayıp çocuktur diye üzerinde durmaz. Oysa bu çocukların mesaneleri anormal ve kontrolsüz çalıştığı için bu durum meydana gelmektedir. Mesanenin yüksek basınçlarla anormal çalışması bazı durumlarda böbreklere de zarar verecek niteliktedir” uyarısında bulunuyor.

Genital anormallikler
Peniste idrar deliğinin normal yerinde açılmaması (hipospadias, epispadias), testislerin torba içine inmemiş olması, genital organlarda gelişme gerilikleri, peniste eğrilik, gömülü penis,genital anormallikler grubuna girer. Bu sorunların çocuk daha bilincini tam kazanmadan doğru şekilde saptanması ve giderilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aksi halde hem genel sağlığı bozulacak hem de psikolojik olarak çok olumsuz etkilenecektir. Bu sebeple vakit geçirmeden tam teşekküllü bir merkeze başvurarak, sorunu bir an önce çözmek gerekir” dye ekliyor.

Tags: ,

Cumartesi, Ağustos 1st, 2009 Ağız ve Diş Sağlığı, Aile Sağlığı 1 Yorum

Sıcakta seks yapmayın!

Bu aralar cinsel isteksizlik hallerindeyseniz kaygılanmayın, sorumlusu aşırı sıcaklar olabilir…
Küresel ısınmanın sıkça tartışıldığı şu günlerde Psikiyatrist Arif Verimli, vatandaşları sıcağa karşı uyardı. Verimli, aşırı sıcakların cinsel isteksizliğe bile neden olduğunu açıkladı.

Arif Verimli yaptığı açıklamada, aşırı sıcakların vücuda yaptığı olumsuz etkileri anlattı. Aşırı sıcakların biyolojik etkilerinin yanısıra psikolojik etkilerinin de bulunduğunu söyleyen Verimli, beynin yaşadığı bir biyolojik havuz bulunduğunu ve burada psikiyatrik rahatsızlıkların oluşabildiğini kaydetti. Aşırı sıcağın maruz kaldığı kafatasının, beynin içinde yüzdüğü havuzu direkt olarak etkilediğini ifade eden Verimli, bu etkileme sonrasında beynin buna göre reaksiyon ürettiğini, bu reaksiyonun da genellikle sinirlilik, dürtüsellik, tahammülsüzlük, konsantrasyon bozukluğu, dikkat eksikliği, uyku bozuklukları (aşırı uyuma ya da hiç uyuyamama), cinsel bozukluklar (cinsel istekte azalma), depresyon, mutsuzluk, aşırı hareketlilik, gibi psikiyatrik sorunları ortaya çıkardığını bildirdi.

SICAKLARIN NEDEN OLDUĞU TRAFİK KAZALARINA DİKKAT
Verimli, sıcağın insan beyninde kavrulma, ateş, kuraklık biçiminde resimlendiğini ifade ederek, bu resimlemenin de kendisini sinirlilik, dürtüsellik olarak gösterdiğini anlattı. Kış mevsiminde kişilerin zamanlarını daha fazla evlerinde geçirdiklerine dikkat çeken Verimli, “Bu sebeple, suç oluşturabilecek, davranışlara sebebiyet veren ilişkileri kurma ve insanlarla sürtüşme olasılığımız azalıyor. Oysa yazın herkes kendini dışarıya atıyor. Bu seferde daha çok insanla kontak kuruluyor, daha çok sürtüşme ortaya çıkıyor. Dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğundan trafik kazaları bile meydana gelebiliyor. Bunlara özellikle dikkat etmek gerekiyorö dedi.

Tags:

Cumartesi, Ağustos 1st, 2009 Cinsel Sağlık 6 Yorum

İlk gece cinsel ilişkinin zorlukları

Büyükler, ilk gece cinsel ilişki için ‘Aman aceleye getirmeyin!’ diye uyarıda bulunsalar da bu uyarılar muhtemelen kulak ardı edilecektir. Peki, büyük bir hevesle istediğimiz ilk gece heyecanında bizi ne tür zorlukların beklediğini ve bu zorlukları sorunsuzca atlatmak için yapılması gerekenleri biliyor muyuz?

Nice zamandır hayalini kurup dört gözle beklediğiniz bu işi gerçekleştirmek için acele etmenizden doğal bir şey olamaz. Sizi kaygılandıran noktaları bir an önce çözümleyip geride bırakmayı istemek de doğaldır. Kaç zamandır kafanızı kurcalayan “acaba”lara bir an önce çözüm bulmak için sabırsızlanmaktan daha doğal bir şey de olamaz.

Kısacası, ağırdan almak konusundaki tüm uyarı ve kararlara karşın duyduğunuz kaygı, merak ve heyecan büyük bir olasılıkla sizi evliliğin ilk cinsel birleşmesinde aceleci olmaya itecektir. Sonucun nasıl çıkacağı önceden kestirilemez. Belki hiç pürüz çıkmadan doyuma ulaşacaksınız, belki de çeşitli pürüzlerle karşılaşacaksınız.

Kadının ilk cinsel ilişkiye (koitus) karşı duyduğu tipik, yaygın tepki bir düş kırıklığıdır: “Bunca lafını duyduğum şeyin olup olacağı bu muymuş?” Bu kadın ilk cinsel ilişkisinde büyük bir olasılıkla orgazm olmayacaktır.

Erkeğin tipik tepkisi, çok çabuk orgazm olarak erken (zamansız eja-külasyon) boşalmaktır. Gene tipik olarak, hem kadın hem de erkek büyük bir ihtimalle, kendilerinde bir eksiklik olduğuna inanarak suçluluk duygusuna kapılacaklardır ki bu tamamen yersizdir.

Ne var ki burada bir ayrıma parmak basmak gerek: aynı sorunlar evlilik ilerlediği halde düzelmiyor, sürüp gidiyorsa o zaman eşlerin cinsel yaşantısında gerçek bir aksaklık var demektir. Yürümeye yeni başlamış bir çocuğu ele alalım. Adımları sarsaktır, sendeler, düşer, kalkar gene sendeler, üzülür, gene dener. Ve sonunda yürümeyi başarır. Gelgelelim aynı çocuk üç, dört yaşında hâlâ bir yaşındaki gibi “sendeliyorsa”, durum değişir.

Yeni evlenen çiftlerin çoğunluğu birbirlerine alışmamışlardır, alışmaları gerekir. Birbirlerinin neyi sevip sevmediklerini, vücutlarının ritmini öğrenmeleri gerekir. Dans etmeye de benzer iki vücudun birbirine uymayı öğrenmesi, ilk birleşmede eşlerin ikisinin de güvensiz olması doğaldır. Bu güvensizliğin doğal olduğunu bilirseniz gerginliğiniz, korkularınız azalabilir ki bu da çok önemlidir. Çünkü bir kez, “Eyvah, bir bozukluk var,” diye korkuya kapıldınız mı gerçek bozuklukların baş göstereceğinden emin olabilirsiniz.

Kadın bundan önce hiç cinsel ilişkide bulunmamışsa, onun bakireliğinin sona erecek olması nedeniyle hem kendinin hem de eşinin kaygı duymaları ve gerilim içinde olmaları da olağandır. Kadının gerginliği çoğunlukla vajina girişindeki kasları büsbütün sıkıp büzer.

Sinirlerimiz gerilince boyun, boğaz, omuz kaslarımız sıkışmaz mı? Bu da böyle bir sıkışmadır işte. Kimi zaman gerginliğimizi fark edebilirsek kaslarımızı kendi kendimize, bilinçli olarak gevşetebiliriz. Kimi zaman da kaslarımıza söz geçiremeyiz.

“İlk gece”de cinsel ilişki sırasında gelinin geleneksel olarak çektiği can acısının başlıca nedeni vajina girişindeki kasların aşırı sıkışıp gerilmesidir. Vajinaya giriş (penetrasyon) yapmaya çalışan erkek cinsel organı penis bu işi gerçekleştirebilmek için vajina girişini zorladıkça kadın can acısı duyacaktır, işte bu kasları kadın bilinçli olarak, bir dereceye kadar gevşetip gevşek tutabilir.

Başarılı bir ilk gece yaşamak isteyen kadınlar, evlenmeden önce bu kasları büzüp gevşeterek alıştırma yapmalıdırlar, ilk cinsel ilişkinin heyecanı sırasında bu alıştırmaları hatırlayıp uygulayabilirlerse ilk penetrasyon sırasında daha az can acısı duyacaklardır.

Kadının aşırı gerginliğini önlemek için yapılabilecek olan başka bir şey de kızlık zarı (himen) konusundaki masalları açıklığa kavuşturmaktır.

Gerçekte kızlık zarı vajina girişini ancak kısmen kapayan, oldukça ince bir zardır. Tümden kapalı olması imkânsızdır, hiç değilse âdet kanı oradan akacaktır. Kızlık zarı aralığı kiminde çok küçük, kiminde nispeten geniş olur.

Kimi kızlık zarı oldukça kalın, kimisi ipinceciktir. Ne var ki kızlık zarı elastik bir dokuda olduğu için zardaki aralık, kas gevşetmesi ile ya da penisin zorlamasıyla genişleyebilir. Aralık, penisin zorlamasıyla genişlerse, bu durum biraz kanamaya ve geçici bir ağrıya neden olur, ama vajinanın kendisi herhangi bir zarar görmez.

Âdet sırasında tampon kullanan genç kızlarda zar gevşemeye alışmıştır. Buna rağmen genç kız, ilk cinsel ilişki çocukluktan kalan “iyi bir kız” olma isteği nedeniyle kendini bilinçsiz olarak gerebilir.

Biz dönelim ilk geceye. Kaslarını kendi kontrol etmeyen kadının ilk cinsel ilişki sırasındaki heyecan arasında iyice gerginleşmesi doğaldır. Üstelik normal olarak cinsel heyecanlanma sırasında vajinanın iç duvarlarının sızdırdığı kayganlaştırıcı, nemlendirici salgılar da bu gerginlik yüzünden iyice kıtlaşacaktır. Bu yüzden kızlık zarı, normalde olduğundan çok daha kalın ve gergin duracaktır.

Bu da erkeğin penetrasyonu gerçekleştirebilmek için aşırı güç ve baskı kullanmasını gerektirecektir. Böyle bir durum eşlerin ikisi için de ürkütücü bir durumdur! Kadın saldırıya uğramış gibi olurken erkek üstüne düşeni başarabilmek uğruna sevdiği kadına ıstırap vermek zorunda kalarak dehşete kapılabilir.

Birleşmeye biraz ara vermek, konuşmak, dinlenmek, birbirinizi yüreklendirmek kimi durumlarda başarıyı kolaylaştırabilir. Biraz krem kullanmak da yarar sağlayabilir. Bu arada erkeğin kaygı ve sinir gerginliği yüzünden tam ereksiyon (penisin dikleşip sertleşmesi) olmaması ilk gecelerde sık sık rastlanan bir durumdur. Bu erkeği müthiş sıkar ve üzer, çünkü bu konu güven ve gururunun kökeni olan erkekliğiyle ilgilidir. Erkekliğinin sıfıra indiğini hisseder. Ama paniğe ve iktidarsızlık duygusuna kapılmamak için bilinçli çaba harcaması şarttır. Yoksa duygusal ve cinsel yönden soğuklaşıp uzaklaşabilir.

Eşlerin ilk birleşmeler sırasında düşebilecekleri en ciddi yanılgı herhangi bir nedenle soğukluğa kapılıp duygusal yönden birbirlerinden uzaklaşmaktır. Böyle bir tutum, kişinin kendi kendini ve karşısındakini suçlamasına yol açar. Gerginliği artırır ve yeni başarısızlıklara yol hazırlar. Böyle bir durumda kişinin kendi kabuğuna çekilmesi de yanlıştır. Sevgi, anlayış ve hoşgörüye her zamandan çok ihtiyaç vardır.

Sımsıkı sarılmak, öpüşmek, okşamak, sevmek, tatlı ve yüreklendirici sözler fısıldamak yapılması gerekenlerin başında gelir.

Sizin kişisel olarak yapmanız gereken ilk ve başlıca şey de şunu hatırlamaktır; bu ilk sevişme yalnızca bir başlangıçtır ve önsözdür, asıl öykü daha sonra gelecektir.

Tags: , ,

Güneş alerjisi dönemi başlıyor

Bazı antibiyotikler, diyabet ilaçları, maydanozgiller, turunçgiller, turpgiller, gülgiller ve bazı çayır bitkileri ile temas sonrasında cildin açık havada UVA (ultraviyole A) ışınlarına maruz kalması, güneş alerjisini tetikliyor.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aynur Akyol, ozon tabakasının incelmesiyle birlikte UV ışınlarının güneşle temas eden cilt bölgelerinde kızarıklık, kaşıntı, şişkinlik, yanma ve içi su dolu alerjik tepkiler yapabildiğini söylüyor.

Hava sıcaklıklarının artması ve güneş ışınlarının daha dik gelmeye başlamasıyla birlikte, başta alerji olmak üzere güneş yanıkları ve akne problemleri gibi çeşitli cilt sorunlarının artabileceği uyarısında bulunan Akyol, alerjilerin geçici ve kalıcı türde olabileceğini kaydetti. Akyol, “Güneşe çıkar çıkmaz ilk 6-24 saat içerisinde reaksiyonlarda geçici alerji, 24-48 saat sonrasında görülen reaksiyonlarda ise kalıcı alerji düşünülmelidir” dedi.

“Yüzeysel belirtiler görülür”

Akyol, UVA ışınlarının deride geç reaksiyon veren ve kalıcı alerjilere, UVB ışınlarının ise bazen deride geçici güneş alerjisine neden olan erken reaksiyon veren ışınlar olduğunu söyledi.

Geçici reaksiyonların, belli bir maddeye karşı gerçek bir alerjinin söz konusu olmadığı durumlar olduğunu belirten Akyol, şunları kaydetti:

“Deriye temas eden madde, güneş ışınlarının etkisiyle bir takım kimyasal değişikliklere uğrayarak deriyi değişik şekillerde etkilemektedir ve o bölgede yüzeysel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu kalıcı olmayan geçici bir alerjidir. Sürülen bir krem, kullanılan ilaç, kozmetik ürünü, dokunulan bir yiyecek sonrasında güneş ışınları ile temas edildiğinde, reaksiyon görülebilir.”

“Güneş altında çalışan kişilerde sık görülüyor”

“Bazı antibiyotikler, idrar söktürücü, şeker hastalığı ilaçlarının kullanımı ile maydanozgiller, turunçgiller, turpgiller ve gülgiller ve bazı çayır bitkileri ile temas sonrasında cildin UVA ışınlarına maruz kalınmasının güneş alerjisini tetiklediği” görüşünü savunan Akyol, “Bu ve benzeri ilaçların içinde bulunan bazı maddeler, güneş ışınlarının da etkisiyle ciltte reaksiyona neden olabiliyor” dedi.

Akyol, furokumarin (bazı bitkilerde bulunan ve temas edildiğinde güneş ışınlarının etkisi ile kızarma su dolu kabarcıkların oluşmasına neden olan bir madde) içeren bitkilerle temas edildikten sonra güneşe çıkılması halinde, geçici alerji görülebileceğini ifade ederek, “Maydanozgiller, turunçgiller, incir sütü, turpgiller, gülgiller ile temas edilmesi ciltte geçici döküntülere neden olabilir” diye konuştu.

Özellikle incirin içindeki sütün cilde temas etmesi halinde, kaşıntı ve yanma ile kendini gösteren alerjinin görüldüğünü anlatan Akyol, tarımla uğraşan kişilerde bu tür şikâyetlerle karşılaştıklarını söyledi.

“Geçici alerji zamanla kendiliğinden geçer”

Akyol, güneş alerjilerinin, “çok kızarık cilt görünümü, su dolu kabarcıklar ve keskin sınırlı belirtiler” şeklinde görüldüğünü, genellikle yüz, boyun, eller, kollar gibi açıkta kalan bölgelerin daha çok etkilendiğini kaydetti.

Geçici güneş alerjilerinde, etki eden faktörlerin ortadan kalkması halinde, ciddi olmayan olgularda hiçbir tıbbi müdahale yapılmaksızın 1 hafta- 10 gün içerisinde kendiliğinden geçeceğini dile getiren Akyol, yaranın durumuna bağlı olarak enfeksiyonu önleyici ve iyileşmeyi çabuklaştırıcı antibiyotikli ya da sıvı çekici kremlerin kullanılabildiğini söyledi.

Akyol, kalıcı alerjilerde ise şiddetli kaşıntı, yanma, batma, ödem, kızarma ve deride büyük su dolu kabarcıkların söz konusu olduğunu belirterek, kalıcı alerjilerde mutlaka alerjiye neden olan etkenin bulunması ve bu etkenden uzaklaşılması gerektiği uyarısında bulundu.

Tags:

Cumartesi, Ağustos 1st, 2009 Cilt Sağlığı 1 Yorum
sesli sohbet
  • Temizlik
  • Göztepe Temizlik
  • Erenköy Temizlik
  • Ataşehir Temizlik
  • Acıbadem Temizlik
  • Fikirtepe Temizlik
  • Koşuyolu Temizlik
  • Maltepe Temizlik
  • Kartal Temizlik
  • Ümraniye Temizlik
  • Çamlıca Temizlik
  • Sesli Sohbet
  • Vatan Sesli
  • SesliDuy
  • Uhg
  • seslivatan
  • TOPlist
  • sohbet sohbet
  • |
  • seslivatan | | SesliVatan | SesliKal | SesliDuy | seslikal | | TıklaBence | | Omegle | | SesliSayfam | Omegle | Camfrog | Omegle | | görüntülü chat | seslipop | camlı görüntülü chat | kameralı chat | Skype indir Kaçak Site Ekle | | SesliKal | SesliDuy | SesliKal | | | asildünya | eniyisesli | seslimekan | | sesliyaz | sesliyaz | seslipop |